Avukat Müge Büke - LOGO

Zina (Aldatma) Nedeniyle Boşanma Davası

Avukat Müge Büke - İstanbul Hukuki Danışmanlık > Makaleler > Genel > Zina (Aldatma) Nedeniyle Boşanma Davası


Dolandırıcılık Uyarısı: 0533 455 6233 telefon numarası haricinde sizinle iletişime geçen kötü niyetli kişilere karşı dikkatli olun!

Müge Büke ismini ve fotoğrafını taklit eden dolandırıcılar, sizden para veya başka bir şey talep ediyorsa itibar etmeyin..





Zina (aldatma), evlilik birliği içinde eşlerden birinin bir üçüncü kişi ile cinsel münasebette bulunması anlamına gelmektedir. Eşlerden biri, kendi iradesi ile bir başkası ile cinsel ilişkide bulunduğu taktirde artık TMK m.161 kapsamında zinanın varlığından bahsedilebilecektir. Kanunda yer verilen düzenlemeye göre, evlilik birliği içinde taraflardan birinin zina etmesi halinde, diğer eşe boşanma davası açma hakkı tanınmıştır. Zina hukuki sebebine dayalı olarak açılabilecek olan bu dava türünde, zinaya dayalı dava açacak olan eşin zinayı öğrenmesinden başlayarak altı (6) ay ve her halükarda zinanın üzerinden beş yıl geçene kadar dava hakkı vardır.

TMK m. 161:” Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.

Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Affeden tarafın dava hakkı yoktur.”

Hangi Koşullarda Zina Sebebine Dayalı Olarak Boşanma Davası Açılabilir?

1- TMK m.161’in lafzından da açıkça anlaşılabileceği üzere, bir fiilin zina sayılabilmesi için mutlak surette ortada bir evlilik birliği olması gerekmektedir. Dolayısıyla flört, nişan süreci gibi dönemlerde gerçekleşen benzer fiiller taraflarca aldatma olarak düşünülse de hukuken zina olarak değerlendirilemeyeceklerdir. Ortada geçerli ve devam eden bir evlilik olması gerekmektedir. Başka herhangi bir sebeple boşanma sürecinde olan bir çiftin söz konusu olması durumunda da, henüz boşanma gerçekleşmemiş olacağı için yani evlilik devam ettiği için zina fiilinin varlığından bahsedilmesi mümkündür. Dolayısıyla, zinanın varlığından bahsedebilmek için ilk şart geçerli bir evliliğin mevcudiyetidir.

2- Eşlerden birinin, üçüncü bir kişi ile cinsel münasebette bulunması gerekmektedir. Burada eşin karşı cins ile olan cinsel münasebetinin zina sınırları çerçevesinde söz konusu olabileceği kesindir. Ancak, eşlerden birinin kendi hemcinsi ile yaşayacağı cinsel münasebet zina kapsamında değerlendirilebilecek midir? Sonuçta evlilik karşı cinsten iki yetişkin arasında gerçekleşebilen bir hukuki kurumdur. Bu durumda hemcinsler ile yaşanan cinsel münasebet nasıl değerlendirilecektir? Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin güncel olarak benimsediği görüş uyarınca, eşcinsel ilişkilerde zina yani aldatma olarak değerlendirilecektir.

3- Zinanın gerçekleşmesinden itibaren dava açılabilmesi için TMK m.161/II uyarınca öğrenme tarihinden başlayarak altı aylık ve her halükarda zinanın gerçekleşmesinin üstünden beş yıl geçene kadar dava açma hakkı devam etmektedir. Örneğin yedi (7) yıl önceki bir zina hadisesi bir (1) yıl önce öğrenilmiş olsa, dava açma hakkı sona ermiş olacaktır.

4- TMK m.161/III gereğince affeden eşin zina sebebine dayalı olarak dava açmaya hakkı olmayacaktır.  Ancak hangi eylemler, davranış biçimleri af anlamına gelmektedir? Zina eden eşin, diğer eş tarafından bağışlanması, affedilmesi yani bu aldatma hadisesi hiç yaşanmamış gibi ortak hayata devam edilmesi veya yok sayılmamasına rağmen bu hadiseden kaynaklı evliliğin gidişatının bozulmaması durumlarında artık af halinden bahsetmek mümkün olacaktır. Yani affın varlığından bahsedilebilmesi için evlilik birliğinin hayatın olağan akışına uygun düşecek şekilde sürdürülmeye devam etmesi gerekmektedir. Bu durumda da affeden eşin TMK m.161/III uyarınca dava hakkı ortadan kalkmış olacaktır.

Bir Fiil’in Zina Olup Olmadığı Nasıl Tespit Edilecektir?

Eşlerden birinin evlilik birliği içinde herhangi bir üçüncü kişi ile yaşayacağı cinsel münasebet zina olarak değerlendirilecektir. Ancak cinsel münasebetten kasıt nedir? Söz gelimi, flört içeren mesajlaşmaların yakalanması, bir restoranda yemek yerken üçüncü kişi ile görüntülenilmesi zina kapsamında değerlendirilir mi?

Bir fiilin zina kabul edilebilmesi için, duygusal iletişlerin kurulması, birlikte vakit geçirilmesinin ötesinde üçüncü kişi ile cinsel münasebette bulunulması gerekecektir. Yani zinanın (aldatmanın) varlığından bahsedilebilmesi için cinsel ilişkinin varlığı aranmaktadır. Sarılmak, öpüşmek, el ele tutuşmak gibi eylemlem doğruca zinanın varlığından bahsedilebilmesi için yeterli değildir.

Zina (Aldatma) Nasıl İspat Edilir?

Zina, iki kişi arasında gerçekleşen evlilik dışı bir cinsel münasebet olduğu için ispatı pek çok konuya oranla daha zordur. Çünkü zina eden ve üçüncü kişi mevcut durumu kimsenin öğrenmemesi adına ekstra tedbirli davranacaklardır. Yani zina, cinsel münasebetin doğası gereği zaten gizli şekilde gerçekleştirilecek olan bir münasebettir. Buna rağmen mesajlaşmalar, otel kayıtları, sosyal medya hesaplarından yapılan samimi paylaşımlar, tanık beyanları gibi deliller zinanın varlığını yüzde yüz (%100) ispatlayamasalar dahi zinanın gerçekleşip gerçekleşmediğine dair bir algı oluşturulmasına yardımcı olabileceklerdir. Ayrıca örneğin, bir kadın ile bir erkeğin aynı otel odasında kalması Yargıtay tarafından zinanın varlığının ispatı olarak kabul edilmektedir.

Zina’nın Katılma Alacağına Etkisi Nedir?

TMK m.236 gereğince, hakim, zina eden eşin mal paylaşımı sırasında alacağı artık değer payını indirebilme veya ortadan kaldırma yetkisine sahiptir.

TMK m.236:”Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir.

Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir.

TMK m.236/II uyarınca zina nedeniyle boşanma söz konusu ise hakim, kusurlu olan eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun düşecek şekilde azaltılmasına veya tamamen kaldırılmasına takdir edebilecektir.